Mercedes, elektrik destekli turbo teknolojisini daha geniş kitlelerle buluşturmaya hazırlanıyor. Formula 1'den esinlenen bu teknoloji ilk olarak AMG One hibrit süperspor otomobilde karşımıza çıkmış, ardından 43 ve 63 serisi gibi daha erişilebilir AMG modellerine uyarlanmıştı. Şimdi ise Alman üretici bu adımı bir ileri taşıyor ve yeni M 252 LS motoru ile elektrik destekli turboşarjı standart Mercedes modellerine entepre ediyor.
Artık kaputun altında elektrikli bir turbo görmek için performans odaklı bir model satın almak gerekmiyor. Bu teknoloji, markanın kompakt crossover sınıfındaki temsilcisi GLB ile standart modellere giriş yapıyor. Motorun kodundaki LS ibaresi Amerikan kas otomobili hayranlarına tanıdık gelse de, GM'in efsanevi V8 motoruyla pek bir benzerliği bulunmuyor; Mercedes'in LS kodlu ünitesi, Chevy hayranlarının arzuladığı silindir sayısının yarısına sahip dört silindirli bir yapı sunuyor.
Yeni motor, 2025 yılında tanıtılan M 252 ünitesinin altyapısı üzerine inşa edildi. Mercedes küçük hacimli motor mimarisini tamamen değiştirmese de performans, verimlilik ve sürüş konforunu artırmak adına bir dizi güncelleme yaptı. Elektrikli turboşarj sistemi, Formula 1 programından elde edilen birikimle, Mercedes-AMG Petronas F1 takımı ve müşteri takımları için güç üniteleri geliştiren Mercedes-AMG High Performance Powertrains (HPP) biriminin yakın çalışmaları sonucunda geliştirildi.
Elektrikli turboşarj teknolojisi, motor devir bandı genelinde çok daha hızlı bir gaz tepkisi sağlamayı ve turbo boşluğunu (turbo lag) ortadan kaldırmayı hedefliyor. Mercedes, bu sistemin yakıt tüketimini düşürürken performansı artırdığını ve daha düşük emisyon değerleri sunduğunu belirtiyor.
Sistemin dikkat çeken bir diğer özelliği ise egzoz gazından 2 kW'a kadar enerji geri kazanımı sağlayarak bunu elektriğe dönüştürebilmesi. Böylece sistem, yalnızca motor gücünü artırmakla kalmıyor. Dört silindirli motor 228 beygir güç üretiyor ve elektrikli turboşarj sistemi bu güce ek olarak 31 beygirlik bir katkı sağlıyor.
Alman üreticinin LS motor felsefesine yakın yaklaşımı, ilk olarak GLB 250 modelinde kendine yer buluyor. Bu yeni motor, aracın 0-100 km/s hızlanma süresini onda bir oranında iyileştirirken, daha büyük hacimli 2.0 litrelik M 260 motoruna kıyasla CO₂ emisyonlarını yaklaşık yüzde 17 oranında düşürüyor.
Elektrikli turboşarj teknolojisi, egzoz gazı akışından bağımsız olarak turboyu döndürebilen bir elektrik motoru sayesinde boost basıncının daha erken iletilmesini sağlarken, aynı zamanda boşa gidecek enerjiyi geri kazanan bir jeneratör görevi görüyor. Dezavantajı ise ek maliyet, ağırlık ve karmaşıklık getirmesi. Bu nedenle Mercedes'in bu teknolojiyi 1.5 litrelik nispeten ana akım bir motora uyarlaması dikkat çekici bir hamle olarak öne çıkıyor.
İlginç bir şekilde, elektrikli turboşarj sistemi bazı durumlarda enerji açısından nötr olabiliyor. Enerji geri kazanımı sırasında üretilen elektrik, belirli koşullar altında kendi elektrikli motorunu beslemeye yetebiliyor. Bir başka deyişle sistem, aracın elektrik şebekesinden ek güç çekmeden turbonun dönmesini sağlayabiliyor.
Mercedes, üretim araçlarında elektrikli turboşarj teknolojisine yer veren tek üretici konumunda değil. Porsche de benzer teknolojiyi 911 GTS ve 911 Turbo S modellerinde kullanıyor. Bu durum, elektrikli araçların küresel çapta yaygınlaşmaya devam ettiği günümüzde dahi içten yanmalı motorların geliştirilmeye devam edilebildiğini gösteriyor.