Volkswagen Grubu, model yelpazesinin yarısını ortadan kaldırmayı, model çeşitliliğini yüzde 75 oranında sadeleştirmeyi ve 100.000 kişiye varan istihdam kesintisi yapmayı içeren yeni planını onayladı.
Bu tedbirler, otomotiv devinin işletme maliyetlerini düşürmeyi ve aynı zamanda Kuzey Amerika ile Çin'deki operasyonlarını güçlendirmeyi amaçlayan 'Gelecek Planı 2030' stratejisinin bir parçası olarak hayata geçiriliyor.
Şirketin CEO'su Oliver Blume, bu son duyuruyu "Volkswagen Grubu'nun geleceği için güçlü bir sinyal" olarak nitelendirdi. Blume, yaptığı açıklamada, "Tüm iş gücümüz, ortaklarımız ve küresel ölçekteki endüstriyel istihdam için sorumluluk alıyoruz. Önümüzdeki yıllarda, ikonik markalarımızı daha cazip, güçlü ve rekabetçi hale getirmek için üç haneli milyar euroluk bir yatırım yapacağız" dedi.
2030 yılına kadar yüzde 9 işletme marjı ve 31 milyar euro yıllık kâr hedefleyen Volkswagen, operasyonlarını genelinde yeniden yapılandırmayı planlıyor. Model varyantlarında öngörülen yüzde 50'lik azalma ve karmaşıklıkta yüzde 75'lik düşüş; yani seçeneklerin ve donanım paketlerinin konsolide edilmesi veya kaldırılması süreci şimdiden görünür durumda. Örneğin Porsche Taycan Sport Turismo ve Volkswagen Golf tabanlı Jetta gibi modeller belirli pazarlardan çekilirken, Audi ise A1 supermini ve Q2 SUV modellerinin üretimini sonlandırdı.
Şirket daha önce, rekabet gücünü sürdürülebilir bir şekilde güçlendirmek amacıyla "yeniden hizalanma" süreci yürütüleceğini belirtmişti. Bu kapsamda, mevcut birçok model ile gelecekteki geliştirme programları iptal edilerek, yatırım ve kaynakların müşteriye daha doğrudan fayda sağlayacağı belirtilen ana ürünlere odaklanması sağlanacak.
Plan ayrıca, grubun geliştirme programlarının daha yoğun bir şekilde uyumlaştırılmasını, farklı platformların, elektronik mimarilerin ve yazılım altyapılarının sayısının daha da azaltılmasını içeriyor. VW, karmaşıklığı azaltarak paralel geliştirme programlarından kaçınacağını, ancak gelecekteki geliştirme programlarının batı ve doğu yarımküre olmak üzere iki kola ayrılmasıyla pazar çeşitliliğinin korunacağını belirtiyor.
Hangi pazar ve serilerin etkileneceği henüz netlik kazanmazken, düşük kâr marjına sahip niş modellerin üretimden kaldırılması bekleniyor. Markalar bazında ise bazı isimler daha yakın bir incelemeyle karşı karşıya. Örneğin SEAT, son yıllarda yeni model eksikliği ve Volkswagen'in daha cazip ile kârlı Cupra markasına odaklanması nedeniyle dezavantajlı bir konumda bulunuyor.
Bununla birlikte, planın en dikkat çekici kısımlarından biri de küresel üretim kapasitesinde yapılacak ek bir azaltım. Kovid sonrası dönemde 12 milyon adet olan yıllık kapasite hedefi, 2030 yılına kadar 9 milyon adete düşürülecek. Volkswagen Grubu, Almanya'daki fabrikalarının kapasitesinin halihazırda yıllık talebin 500.000 adet üzerine çıktığını ifade ediyor. Ancak ülkedeki otomotiv işçi sendikalarının güçlü konumu, olası fabrika kapatma süreçlerini zorlu ve maliyetli bir hale getiriyor.
Buna rağmen grup, Emden, Zwickau, Hanover ve Neckarsulm fabrikaları için geleceğe yönelik rekabetçi üretim tahsisatının kademeli olarak güvence altına alınamadığını belirtiyor. Bu doğrultuda şirket, bu fabrikaların verimliliğini artırmanın yollarını araştırıyor; örneğin Alman basınında yer alan haberlere göre VW, aradaki boşluğu doldurmak için Çin pazarına özel bazı modellerini Avrupa'da üretmeyi değerlendiriyor.
Yıl başından bu yana tasarruf edilen maliyetlere değinen Blume, "Geçen yıla kıyasla bir milyarın üzerinde bir maliyet düşüşü elde ettik. Bu, iki yıl önce yaptığımız anlaşmaların bir sonucudur" dedi.
Çalışan sayısının uyarlanmasında iyi bir ilerleme kaydettiklerini belirten Blume, Almanya'da 50.000 çalışanı azaltma kararı aldıklarını ifade etti. Şirket, yönetim kademeleri de dahil olmak üzere yaklaşık 50.000 pozisyonun daha uyarlanmasının gerekli olacağını ve toplam kesintinin 100.000 çalışana ulaşacağını bildirdi.
Grup, bu kararların küresel pazarlardaki yoğunlaşan zorunluluklar, özellikle ABD pazarındaki ek gümrük vergisi maliyetleri, yeni nesil Çinli markalardan gelen artan rekabet ve istikrarsız jeopolitik koşullar nedeniyle alındığını vurguluyor.